Toplumsal yaşamımızda son yıllarda giderek derinleşen en büyük çelişkilerden biri, değerler sistemimizin özünü kaybederek yerini yüzeysel bir kabuğa bırakmasıdır. İbadetin, helal-haram hassasiyetinin ve inanç ilkelerinin yalnızca biçimsel sembollere indirgenmesi; buna..
Toplumsal yaşamımızda son yıllarda giderek derinleşen en büyük çelişkilerden biri, değerler sistemimizin özünü kaybederek yerini yüzeysel bir kabuğa bırakmasıdır.
İbadetin, helal-haram hassasiyetinin ve inanç ilkelerinin yalnızca biçimsel sembollere indirgenmesi; buna karşılık adaletin, dürüstlüğün, liyakatin ve kul hakkının göz ardı edilmesi, üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken bir ahlaki sorun ortaya çıkarmaktadır.
Günlük hayatta yediği gıdanın helal olup olmadığına büyük hassasiyet gösteren, kıyafetinden yaşam tarzına kadar dini sembollere dikkat eden bazı insanların; konu kamu malına, rüşvete, torpile, haksız kazanca veya başkasının emeğine geldiğinde aynı hassasiyeti göstermemesi, inanç ile davranış arasındaki büyük çelişkiyi gözler önüne sermektedir.
Toplum vicdanında karşılık bulan bazı ifadeler bu çelişkiyi oldukça çarpıcı biçimde özetliyor:
> “Domuza haram dediler, haramı domuz gibi yediler.”
> “Haramın cinsiyetini, rengini ve türünü ayırt etmeyi iyi bilirler; ama tadına bakmaktan hiç vazgeçmezler.”
> “Kabağın, etin, sütün helalini arayıp kul hakkını iştahla yiyenler kulübü…”
> “Şekilcilikte zirve, ahlakta dip: Domuza haram, kul hakkına helal diyen zihniyet.”
Elbette mesele herhangi bir dini inancı veya ibadet biçimini eleştirmek değildir. Asıl mesele, **dinin ve ahlakın özünün davranışlara yansımadığı bir görüntü dindarlığının toplumsal hayatta nasıl normalleşebildiğidir.**
## ŞEKİLCİLİK ÇAĞINDA YİTİRİLEN DEĞERLER
Dini ve ahlaki ilkeler, insanın yalnızca ne yiyip ne giyeceğini belirlemek için değil; aynı zamanda nasıl bir insan olması gerektiğini hatırlatmak için vardır.
Dürüstlük, adalet, merhamet, emanet, kul hakkı, komşuluk, yetim hakkı, çalışan hakkı ve kamu malına gösterilen hassasiyet de inanç ve ahlakın önemli parçalarıdır.
Bir insanın ibadetlerini yerine getirirken aynı zamanda başkasının hakkını gasp etmesi, çalışanının emeğini küçümsemesi, torpili normal görmesi veya kamu malını kendi malı gibi kullanması ciddi bir ahlaki çelişkidir.
Çünkü **ahlak, insanın kimse görmediğinde yaptığı şeydir.**
İnsanların önünde iyi görünmek kolaydır. Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde de doğru olanı yapabilmektir.
## KUL HAKKI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Kul hakkı, yalnızca bireysel bir mesele değildir. Aynı zamanda toplumsal güvenin temelidir.
Bir toplumda insanlar birbirlerinin hakkına saygı göstermiyorsa; adalet duygusu zedelenir, güven kaybolur ve insanlar birbirinden şüphe etmeye başlar.
Bir kişinin emeğinin karşılığını vermemek, hak etmediği halde bir başkasının önüne geçmek, makamı veya yetkiyi kişisel çıkar için kullanmak da ahlaki bir sorundur.
Bu nedenle ahlakı yalnızca sofradaki yiyeceğin helalliği üzerinden değerlendirmek, meselenin çok önemli bir bölümünü görmezden gelmek olur.
**Helal lokma yalnızca tabağımızdaki yiyecekle değil, o lokmanın nasıl kazanıldığıyla da ilgilidir.**
## VİCDAN KAYBOLURSA ŞEKİL NEYİ DEĞİŞTİRİR?
Bugün ihtiyacımız olan şey, birbirimizin dış görünüşünü, ibadet biçimini veya dini sembollerini sorgulamak değil; kendi vicdanımızı sorgulamaktır.
“Ben başkasının hakkına girdim mi?”
“Bir insanın emeğini karşılıksız bıraktım mı?”
“Bana emanet edilen makamı veya yetkiyi doğru kullandım mı?”
“Benden güçsüz olan birine haksızlık yaptım mı?”
“Kimse görmediğinde de aynı ahlaki çizgide kalabildim mi?”
Asıl sorular bunlardır.
Çünkü insanı değerli yapan yalnızca dışarıdan nasıl göründüğü değil, **iç dünyasında taşıdığı adalet ve vicdan duygusudur.**
## SON SÖZ
İnanç, insanı daha iyi bir insan olmaya götürmüyorsa, orada ciddi bir sorgulama ihtiyacı vardır.
Dindarlık yalnızca sembollerden ibaret değildir. Ahlak; dürüstlükte, adalette, emanete sahip çıkmakta, yetimin hakkını korumakta, çalışanın emeğinin karşılığını vermekte ve kul hakkından sakınmakta kendisini gösterir.
Şekil elbette önemlidir; fakat **şeklin anlam kazanmasını sağlayan özdür.**
Bugün toplum olarak ihtiyacımız olan şey daha fazla gösteriş değil, daha fazla vicdandır.
Daha fazla slogan değil, daha fazla dürüstlüktür.
Daha fazla görüntü değil, daha fazla adalettir.
Çünkü **şekilcilikte zirveye çıkıp ahlakta dibe vurduğumuzda, geriye yalnızca görüntü kalır.**
Ve bir toplum için en büyük tehlike, inancını kaybetmekten önce **vicdanını kaybetmektir.**
**Hüseyin DİBEKTAŞ**
*Köşe Yazarı*